BURADASINIZ: ANASAYFASOSYAL HİZMET ve PSİKODRAMA İLİŞKİSİ

SOSYAL HİZMET ve PSİKODRAMA İLİŞKİSİ

Hazırlayan: Odise VUÇİNAS

Aşağıdaki yazıda psikodramanın sahnedeki gücünü ve uygulamada sağladığı faydaları aktarmaya çalışacağım. Devamında ise psikodramanın kurucusu Jacop Levy Moreno ve onun psikodrama ile ilgili kuram ve teknikleri hakkında bilgiler verilecek olup sonrasında psikodramanın sosyal hizmet alanı ile bağlantısını kurulacak ve sosyal hizmet öğrencilerinin üniversitelerin Sağlık Bilimler Fakültesi’nde gördükleri “Eğitimde Drama” dersinden deneyimleri yer alacaktır. Bu yazı, psikodramayı hem bireyin kişisel gelişimi için hem de mesleki uygulamaları açısından neden gerekli olduğu hakkında desteklemiş olacaktır. Son olarak da kariyer seçeneği olarak Psikodrama eğitimi hakkında bilgiler vereceğim.

J.L. Moreno ve Psikodramanın Doğuşu

Psikodrama kurucusu J.L. Moreno 1892 yılında Bükreş’te doğdu. Anne ve babası evlendiklerinde; annesi henüz 14 yaşındaydı ve bir Katolik manastırında öğrenciydi. Babası ticaretle uğraşmaktaydı. Annesi Paulina ile arasında güçlü bir bağ vardı. Babasıyla, onun iş seyahatleri ve aktif sosyal hayatı nedeniyle çok yakın olma fırsatı olmamıştı. Ekonomik nedenlerle aile Viyana’ya taşındı ve Moreno’nun okul yaşamı da burada başladı. Mutlu bir çocukluk dönemi geçirdi. Ancak daha sonra anne-babasının boşanmasıyla, sorunlu bir dönem yaşadı ve bu arada okulu da bırakarak, zamanının çoğunu okuma ve meditasyonla geçirdi. Bu iki yıl kadar süren dönemde, bir ruhsal araştırmalar süreci yaşadı. Bu yaşantı sonunda, “eylemin sözcüklerden daha önemli olduğu, yaşantının kitaplardan daha iyi bir öğreti olduğu” kanısına vardı.

Bu dönemin ardından Moreno üniversiteye girmeye karar verdi. Viyana’da tıp eğitimi gördü ve uzmanlık dalı olarak psikiyatriyi seçti. Moreno tıp fakültesindeyken bugün Sosyoyatri olarak tanımlayabileceğimiz iki deneyim yaşadı. 1913’te Viyana’daki mülteci fahişelerin resmi makamlarca istismar ve taciz edildiğini öğrendi. Bir ev kiralayıp evsizler ve mülteciler için sığınak olarak kullandı.  Onları “Kendine Yardım Grupları” (Self Help Groups) içinde örgütlemeye başladı. İki yıl sonra bir mülteci kampının doktoru oldu ve bir süre, müracaatçıların sığınma evinde kiminle yaşayıp çalışacaklarını seçmelerine izin verdi. İlerleyen süreçte orada gördüğü ayrımcılığın azaldığını fark etti.

Tıp öğrenimi sırasında yaptığı önemli gözlemlerden bir tanesi de mahkeme salonlarına gidip davaları izlemekti. Daha sonra, arkadaşları ile eve gider ve orada yaşananları, rollere bürünerek canlandırmaya çalışırlardı.

1921 yılında Viyana’da küçük gruplarla spontan tiyatro denemeleri yapmaya başladı ve amacı bu etkinliğin ruhsal tedavi alanında nasıl kullanılabileceğini araştırmaktı. Böylece psikodramaya adım atan Moreno, giderek çalışmalarını geliştirdi. 1925 yılında Amerika’ya göç etti ve çalışmalarını orada geliştirmeye devam etti. Grup psikoterapisini kuran en önemli kişilerden oldu.

Moreno’nun çalışmalarına baktığımızda dezavantajlı gruplarla farklı yıllarda çalışmalar yaptığını görüyoruz. Sosyal hizmetlerin bireyin iyilik halini güçlendirmesini, çevresinden veya sistemden kaynaklı sorunlardan dolayı yaşamış olduğu sosyal problemleri çözmesini desteklemektedir. Dünyada grup psikoterapisi, Sosyodrama ve Psikodramanın kurucusu kabul edilen J.L. Moreno 1974 yılında öldü.

Psikodrama Nedir?

Psikodramayı şu şekilde tanımlayabiliriz:

 İsmi Yunanca psyhi (ruh) ve drama (eylem) sözcüklerinden oluşan Psikodrama, kişilerin iç dünyalarının eyleme dönüşmesi anlamına gelir. Psikodrama; duygu, düşünce ve olayların dramatize edilmesine yani rol oynamaya dayalı, bireylerin, grupların ve toplumun tedavisi amaçlanarak geliştirilmiş dinamik bir yöntem ve ruhsal gelişim tekniğidir.

Psikodrama, Psikososyal sorunların araştırılması amaçlı bir laboratuvar olarak düşünülebilir. Ancak deneylerde fiziksel araç gereç yerine drama araçları ve katılımcıların kendi davranışları kullanılmaktadır.

Moreno’ya göre Psikodrama, bir Grup Psikoterapi yöntemi olarak Kuram ve Kavramlar içermektedir. Bunlardan en önemlisi olan spontanlık (kendiliğindenlik); yeni bir duruma uygun, olumlu tepkiler vermek, ya da eski bir duruma yeni bir tepki vermek olarak tanımlanabilir. Verilen tepkinin insanın kişiliği ile bütünlük içinde olması gereklidir. Moreno’ya göre herkesin az veya çok kendisine ve dış dünyaya uyumunu sağlayan bir spontanlık potansiyeli vardır. Spontan olabilmek, geçmişle ilgili bağlardan kurtulmayı, yeterli oranda bağımsız, esnek olmayı ve kendini tanımayı gerektirir. Bir diğer kavram olan yaratıcılık ise yeni bir senteze varmak, yeni bir ürün ortaya koymak olarak açıklanabilir.

            Moreno, nevrozla ilgili olarak “insanlar kendileri ve çevreleri ile anlamlı, sevgiye dayanan, yaratıcı ilişkiler kuramazlarsa nevroz ortaya çıkar” kanaatine varmıştır.  Görüldüğü gibi psikodramanın temel yaklaşımı, insanın spontanlık ve yaratıcılık kaynaklarını harekete geçirerek kendisi toplum ve çevre için sorumluluk alacak duruma getirmektir. Psikodrama, temel etkinlik olarak insanın katı davranışlarının yumuşak, esnek duruma gelmesine, özgür ve spontan olmasına, empati kurabilmesine ve sorumluluk alabilmesine olanak verir. Genel anlamı ise insanın sosyal beceri kazanmasına yardımcı olur. Ayrıca bireyin geleceğe yönelik projelerinde, iş alanlarında belli bir rol ve durum içinde uygulanabilme olanağını vermesi yoluyla insanda yeni yaklaşım ve yeni davranışların geliştirilmesini sağlar.

Psikodrama grubunu oluşturan kişilerle ilgili olarak, bizzat kendisi sorunun bir canlandırmasının odak noktasını oluşturan kişi yani  “başoyuncu” olması nedeniyle dramaturji terimlerini kullanmıştır. Canlandırmayı kolaylaştıran kişi “yöneticidir.” Yardımcı oyuncular “yardımcı egolardır.” Bu kişiler, canlandırılan sahnede başkalarının rolünü üstlenebilir. Olaya tanık olan diğer kişiler de hep birlikte “izleyiciler” olarak anılırlar. Son olarak da psikodramatik bir araştırmanın odak noktası oynanma aşamasındaki “sahnedir.”

Psikodramada yaklaşık 10 kadar teknik çok sık kullanılmaktadır. En yaygın tekniklerden bazıları şunlardır: Rol değiştirme, eşleme, ayna, heykelleştirme, boş sandalye, benliğin çoğul parçaları, monolog, artık gerçeklik, şimdi ve burada, anı yaşamak ve tele.

Seanslarda En Sık Kullanılan Üç Teknik

Eşleme: Baş oyuncunun bir yardımcı ego ya da terapist tarafından onun rolünü alarak oynanmasıyla olur. Bu oyuncu baş oyuncunun arkasında durur ve onun duruşu ve yürüyüşünü aynen taklit eder, kendini onun yerine koyar ve onun duygularını dile getirir. Baş oyuncunun söyleyemediği, söylemek istemediği veya o anda bilincinde olmadığı duygularını ifade eder. Eşlemeyi yapan oyuncu o anda kendi düşünce, duygu ve gereksinimlerini bir kenara bırakmalıdır. Eşlemeyi yapan oyuncu, baş oyuncunun korku, utanma, tutukluk, çekingenlik duygularını en aza indirmelidir.

Ayna: Baş oyuncunun kendi yaşamının bir ya da daha fazla kesitine dışarıdan bakması anlamına gelir.  Ayna tekniğinde bir yardımcı terapist ya da deneyimli bir grup üyesinden yani bir yardımcı egodan yararlanılabilir.

Rol Değiştirme: Psikodramada oyun sırasında rol değiştirme tekniği uygulandığında, baş oyuncu o an orada bulunmayan bir tanıdığını temsil etmek üzere karşısında bulunan yardımcı oyuncuyla rol değiştirir. Örneğin; baş oyuncu babasını temsil etmek üzere bir yardımcı oyuncuyu sahneye çağırmışsa, bu baş oyuncu, bazen karşısındaki oyuncu ile yer değiştirerek baba rolüne geçer, yardımcı oyuncu da baş oyuncunun yerine geçip çocuk rolünü alır ve baş oyuncu artık kendisi gibi değil babası gibi hissetmeye ve davranmaya çalışır. Böylece başkasının rolünü alan oyuncu, rolünü aldığı kişiyi özne kendisini ise nesne olarak yaşar. Başka bir deyişle karşısındakinin iç gerçeği ile buluşma olur. Onun diliyle konuşup onun gözüyle görünce ve olay onun dünyasıyla algılanınca, rol değiştirenin bakış açısı değişir. Çoğu kez bu aşamada katarsis yoğun olarak yaşanır.

Psikodramanın Grup Aşamaları her psikodrama seansında uygulanması şarttır. İlk başta ısınma aşamasında grup bütünlüğünü, spontanesini, yöneticiye güveni, başoyuncuya yönelik ilgi ve kaygıyı, grupta güvenliği ve söz konusu soruna sahip olan başoyuncunun ortaya çıkmasını sağlar. Sonra canlandırma aşamasında, yazılan senaryonun başoyuncu ve yardımcı ego üyeleri tarafından üstlendikleri rollerin sergilenmesi yer alır. En son aşama olan paylaşım aşamasında da bir psikodramatik canlandırma sonrasında grup üyeleri, canlandırmanın onlara ne kattığını ve kendi yaşamlarından anımsattığı şeylerin değerlendirmesini yaparlar. Grup üyesinden, hayatında az önce tanık olduğu psikodramaya tepki veren nelerin olduğunu anlatmasını isteyebiliriz. Yardımcı rolleri oynayanlar da hem o rol içindeyken hem de kendi benliklerine döndüklerinde neler hissettiklerini paylaşabilirler.

Sosyal Hizmet ve Psikodrama birbirini tamamlayan disiplinlerdir. Sosyal hizmet; sosyal gelişimi, sosyal bütünleşmeyi, insanların güçlendirilmesini ve özgürleşmelerini destekleyen uygulama temelli bir meslek ve akademik disiplindir. Sosyal hizmet disiplini sosyal adaleti, insan haklarını, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygı ilkelerini merkezine alır. Sosyal hizmet teorileri, beşerî bilimler, sosyal bilimler ve yerel bilgi ile desteklenen sosyal hizmet, yaşam zorluklarıyla mücadele etmek ve iyilik halini geliştirmek için insanlarla ve yapılarla çalışır. Sosyal hizmetin bu tanımı ulusal ve/veya bölgesel düzeylerde geliştirilebilir.

Sosyal hizmet mesleği mikro, mezzo ve makro düzeylerde dezavantajlı gruplarla ve sistemlerle çalışır. Bireyin, ailenin, grubun ve toplumun kendisinde var olan sorunlar veya çevresinden kaynaklanan ya da bulunduğu sistemden kaynaklanan sorunlara yönelik koruyucu-önleyici, tedavi edici ve süreç sonrası danışmanlık hizmeti olmak üzere üç aşamada destek sağlar. Sosyal hizmetin uygulama alanlarının birbiriyle bağlantılı olması; bir sorunun çözümünün aslında başka bir sistemin değiştirilmesine bağlı olduğu durumlar gözlemlenmektedir. Haliyle sosyal hizmet uygulama alanlarında müracaatçıyla çalışırken sosyal hizmet kuramlarından ve beceri temelli uygulamalarından faydalanılır. Sosyal Hizmet uygulamasında uygulayıcıların sıklıkla kullandığı bir kural vardır. Bu kural “Müracaatçının bulunduğu yerden başla” kuralıdır. Bu uygulama temelli kuralla psikodramanın benzerlikler taşıdığını görmekteyiz. Şöyle ki; grup lideri öncelikle grupla ısınma oyunları oynar ve grubun hazır olmasını sağlar. Ardından başoyuncunun üzerinde oynamaya karar verdiği konu grup üyelerinin (yardımcı oyuncuların) desteğiyle oynanmaya başlanır. Baktığımızda psikodramada protagonistin ve sosyal hizmet uygulamasında müracaatçının bulunduğu yerden başlanmaktadır.

Psikodrama yönteminin Sosyal Çalışma uygulamalarında kullanmasına yönelik yapılan araştırmalarla ilgili olarak Monero; Social Work And Moreno: A Systematic Review Of Psychodrama Methods And Implications (Sosyal Hizmet ve Moreno: Psikodrama Yöntem ve Sistemlerinin Sistematik İncelemesi) adlı ve (Katherine and Bendel (2017) tarafından hazırlanan Sosyal Hizmet Bölümü Doktora Tezi’nde sosyal hizmet alanlarında klinik ve klinik olmayan uygulamaya ve araştırmaya dayalı çalışmalarını aktarmıştır. Bir Sosyal Hizmet Uzmanı olan Katherine’nın hizmet verdiği kesimlerle yaptığı sosyal hizmet uygulamalarında psikodrama uygulamasını kullandığını, sağladığı katkı ve yararları araştırmasında ifade etmiştir. Yurtdışında yapılan bir araştırmadan görülebileceği gibi sosyal hizmet uygulama alanlarında psikodrama için gerekli olan eğitim ve donanımlar alındıktan sonra sosyal hizmet uzmanları tarafından uygulanabileceği ve sağlayacağı katkılar göz önünde bulundurulmalıdır.

Yurtdışı örneklerine bakıldığında birçok sosyal hizmet uzmanının mesleğini icra ederken psikodrama’dan faydalandığı ve bu sayede mesleki beceri ve tecrübesini psikodramayla zenginleştirdiği görülmektedir.

Katherine (2017) araştırmasında geçen değerlendirme oldukça anlamlı bulunmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları, müdahale stratejileri ve uygulama için teorik temeller geliştirirken psikodrama sonuçlarını düşünceli bir şekilde değerlendirmelidir. İnceleme döneminde yapılan araştırmalar, psikodramanın çeşitli sosyal çalışma ortamlarında etkili bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Sosyal hizmet ve psikodrama ile ilgili uygulamalar öncelikle ruh sağlığı ortamlarında temsil edilmekle birlikte okul, organizasyon ve tıbbi ortamlarda da kullanılmaktadır. Çağdaş ampirik literatür, psikodramanın çeşitli popülasyon ve problemlerde kişilerarası becerileri geliştirdiğini- sistematik derlemenin çoğunda görülen bir eğilim olduğunu göstermektedir.

Sosyal hizmet uygulamaları, öncelikle psikodrama literatürünün kuvvetliliğini arttırmaya adanmıştır. Bu nedenle, sosyal hizmet uygulamaları gelecekteki araştırmalarla önemli ölçüde ilişkilidir. Sosyal hizmet uzmanları, psikodrama girişlerine ve sonuçlarına özgü ölçekler de dahil olmak üzere psikodrama araştırması için standart bir uygulama oluşturmaya, tanımlamaya ve uygulamaya çalışmalıdır. Ampirik Psikodrama için standart uygulama, psikodrama araştırmalarının kuvvetliliğini artıracak ve en iyi psikodrama uygulamalarının bir modeli için kanıt yaratacak şekilde standartlaştırılmalı ve tekrarlanmalıdır. Tekrarlanan Psikodrama çalışmaları, özel bir problem için eşleştirilmiş ve düzenlenmiş tekniklerin saygınlığını da içermelidir. (Katherine, 2017)

Katherine (2017), yaptığı araştırmaların sonucuna göre son zamanlardaki nicel araştırmalar, psikopatolojik koşullara, kaygıya, hafif ve orta şiddette depresyona, saldırganlığa, psikolojik strese ve motivasyona uyumsuzluğa, bağlanma stillerine, iki kültürlü başa çıkma becerilerine, olumsuz ebeveynlik değişkenlerine ve HIV / AIDS ile yaşam kalitesine uygulanan başarılı psikodrama müdahalelerini içermekte olduğunu gözlemlemiştir.

Nicel ve nitel bulgularda ortaya atılan bir tema da psikodramanın çeşitli popülasyonlarda kişilerarası becerileri geliştirme yeteneği ve otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar, saldırganlığı olan ergenler başa çıkma becerileri geliştiren ergenler gibi problemler arasında kişilerarası becerileri geliştirme kabiliyetidir. Psikodrama, zihinsel bozukluklara ve semptomlara müdahale olarak son zamanlarda en çok ergenler arasında incelenmiştir. Zihinsel bozuklukların semptomların aksine, stres ve başa çıkma müdahalesi olarak psikodrama, yetişkinler arasında öncelikle incelenmiştir.

Sizlerle; Orkide BAKALIM, Canan YÖRÜK ve Gözde ŞENSOY (2015)’ un Psikodrama Grup Yaşantısının Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Öğrencilerinin Öz -Duyarlık Düzeylerine Etkisi (The Effect Of Psychodrama Group Lıfe On Self-Compassıon Levels Of The Guıdance And Pychologıcal Counselıng Program Students) adlı yaptıkları bir araştırmadan değerlendirmeyi ve sağladığı katkıları paylaşmak istiyorum: Yapılan araştırmada, 2016-2017 öğretim yılı bahar döneminde bir devlet üniversitesinde, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık lisans programında seçmeli ders olarak yer alan “Psikodrama” dersi kapsamında yürütülmüştür. Psikodrama yaşantı grubu her hafta üç ders saati olmak üzere toplam 8 hafta sürmüştür.

Bu çalışmada Psikodrama yaşantı grubu yoluyla ele alınan öz-duyarlık kavramı ise günlük yaşamımızda sıklıkla karşılaştığımız duyarlılık ifadesinin kişinin kendisine yöneltilmiş halidir. Buna göre literatürde duyarlılık, diğer kişilerin acı, üzüntü ve sıkıntılarını önemsemek ve onlara anlayışla yaklaşmak iken (İkiz ve Totan, 2012; Neff ve Germer 2013); öz-duyarlık; kişinin kontrol edemediği durumları, acı ve üzüntü veren olumsuz yaşantıları açıklıkla kabul ederek yaşamın doğal bir parçası olarak görmesi, kişisel yetersizlik ve başarısızlıklarına karşı anlayışlı olması, kendine sevecen bir tutumla, sabırla ve özenle yaklaşması şeklinde tanımlanmaktadır (Neff, 2003a). Bu tanım doğrultusunda öz-duyarlık, öz-sevecenlik, paylaşımların bilincinde olma ve bilinçlilik şeklinde üçü olumlu; öz-yargılama, izolasyon ve aşırı özdeşleşme şeklinde üçü olumsuz olmak üzere toplam altı boyut altında toplanmaktadır. Bu altı boyut literatürde öz-yargılamaya karşı öz-sevecenlik, izolasyona karşı paylaşımların bilincinde olma ve aşırı özdeşleşmeye karşı bilinçlilik şeklinde iki uçtan oluşan üç ana yapı altında ifade edilmiştir.

Literatür incelendiğinde yurt dışında Psikolojik Danışmanların ve Psikoterapistlerin öz- duyarlıklarını geliştirmeye yönelik çalışma sayısının son dönemde artmakta olduğu gözlenmiştir (Patsiopoulos, 2009; Patsiopoulos ve Buchanan, 2011; Boellinghaus, Jones ve Hutton, 2013; Boellinghaus, Jones ve Hutton, 2014). Buna karşın ülkemizde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü öğrencilerinin öz-duyarlıklarını geliştirmeye yönelik neredeyse yok denecek kadar az sayıda çalışma (Akın, 2009, Mete-Otlu, İkiz ve Asıcı, 2016) yapdığı, bu çalışmalarda ise psikodrama grup yaşantısına yer vermedikleri görülmüştür.

Araştırmada yer alan bazı öğrencilerin yorumları şu şekildedir:

 “Drama dersi diğer derslerden farklı olarak, karşımızda işlenilen temanın sadece sözlü değil, görsel, işitsel, dokunsal olarak çıkmasını sağlıyor. Hayal gücünü oldukça yoran ve keyifli hale getiren drama dersi, yaşarken sorgulatıyor.”

“Fark etmeden bizi saran ruhumuzun ve zihnimizin derinliklerinde olan şeyleri gün yüzüne çıkarmak için rollere bürünmek, kendi geçmişimizi dışarıdan izlemek ya da kendi geçmişimizi kendimiz oynamak beden ve ruh olarak bir bütün haline gelmemize, mekân içerisinde burada ve şimdiye son derece yoğun olarak odaklanmamıza yol açıyor. Bu sayede elde ettiğim kazanımlarla öncelikle kendimi daha iyi tanıma fırsatı buluyorum.”

Grup üyelerinin mesleki kazanımlar konusunda bazı görüşleri aşağıdaki gibidir:

Mesleki olarak, psikodrama nasıldır nasıl yapılır, nasıl yönetilir, gözlemledim. Süreç tekniklerinden duyguları ve süreci yönetmeyi öğrendim ve bunun çok keyifli olduğunu, ileride bu yönde ilerleyebileceğimi gördüm. Tekniklerin nasıl kullanılabileceğimi ve nasıl müdahale edilip yönetileceğimi gördüm. Bu, mesleki olarak benim almam gereken bir eğitim çünkü o süreçte buna yatkın olduğumu fark ettim.” “Oynadığımız oyunlar ve canlandırmaları ileriki meslek hayatımda kullanmayı hatta yaratıcı drama konusunda daha da uzmanlaşmayı düşünüyorum. Çünkü gerçekten bu ders bambaşka bir şey, bu ders bence yaptıklarımız içinde en etkili danışmanlık uygulaması. İnsanları etkileyen bir tarafı var.’’

Grup üyelerinin kişilerarası ilişkiler teması altında bazı görüşleri aşağıdaki gibidir:

“Kısa süreliğine de olsa o hikayedeki kişilerin yerine geçmek, onların duygularını hissetmek çok değişikti. Hissettiğim duygular iyi de olsa (sevgi, güven, bağlılık, huzur, mutluluk) kötü de olsa (üzüntü, keder, özlem, çaresizlik, endişe, kaygı, karamsarlık) benim için çok etkili oldu. Onların yerine geçmek, o zamana gitmek ve oradaymış gibi olanları yaşıyormuş gibi düşünmek ve hissetmek benim için çok önemliydi ve bana iyi geldi.”

“Arkadaşlarımı etkileyen olayları ve üzüldükleri durumları öğrendim. Kendimizi açarken içtenlikle, samimi bir şekilde birbirimizi dinlediğimizi ve ön yargılı olmadığımızı görmek sınıfa karşı güvenimi artırdı”.

Psikodrama, İstanbul ilinde bir devlet ve dört vakıf üniversitesinde bulunan Sağlık Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünde “Eğitimde Psikodrama” veya “Çağdaş Drama ve Oyun Terapisi” adıyla seçmeli ders olarak verilmektedir. Bu üniversiteler sırayla İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi, İstanbul Gelişim Üniversitesi, 29 Mayıs Üniversitesi, Sabahattin Zaim Üniversitesi ve İstinye Üniversiteleri’dir. Bu derslerden üniversitelerin 2nci. 3ncü ve 4üncü sınıf öğrencileri yararlanabilmektedirler. Şu ana kadar Türkiye’de Psikodramanın öğrencilere sunduğu katkısı açısından herhangi bir resmi araştırma yapılmamıştır. Önümüzdeki yılın bahar döneminde Sabahattin Zaim Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü 4. sınıf öğrencileri ile örneklemi Öz-duyarlık ve Öz-farkındalık olan konuyu ele almayı düşünüyorum. Aşağıda 2 saatlik derslerle haftada 1 ders olmak üzere toplamda ders psikodrama dersi uygulamasından geçen sosyal hizmet bölümü öğrencilerimin psikodrama deneyimleri hakkındaki yazılı görüşlerinden bazılarını paylaşmak istiyorum:

3. sınıf drama dersine katılan bir öğrencim şunlardan bahsetti:

“Psikodrama teknik ve uygulamasının kişisel gelişim yönünden çok faydasını gördüm, bana pek çok anlamda nitelik kazandırdı. Her şeyden önce özgüvenimi geliştirdi. Psikodrama teknikleri bana farklı karakter ve yaşamdaki insanları anlayabilmeyi, sevmesem de tahammül edebilmeyi öğretti. Psikodramada yazılı bir metin olmadığı için hayattaki acil durumlarda daha sakin tepkiler verebilmemi sağladı. Belki de hayatımda asla yaşayamayacağım olayları, olamayacağım kişileri deneyimledim ve rollerine büründüm. Daha üretici olmayı öğrendim. Daha spesifik faydalarından söz edecek olursak, drama dersinde yaptığımız canlandırmalar sayesinde sınıf arkadaşlarımla kaynaştım, onların daha önce bilmediğim; daha önce keşfetmediğim özelliklerini gördüm. Bir insanın diğer ortamlarda; okulda, işte ve her yerde sahip olması gereken en önemli özellik empati “bence”. Empati varsa her şey kolaylaşıyor sanki. İnsanlar arasında sevgi ve saygı oluyor. Drama da insana en çok empati kazandırıyor.”

Diğer bir Soysal Hizmet Bölümü öğrencisi derse katılımından elde ettiği kazanımları hakkında şunları dile getirdi:

“Psikodrama hayatın her alanında, öğrenciliğin her aşamasında olmalı. Aslında her kelime aynı yola çıkıyor. Müracaatçıların yani dezavantajlı kesimin kazanması gereken birincil özellik önce kendilerini daha sonra kendilerini anlamaktır. Başkalarına ayna olup bu aynada kendilerini de görebilmek. Bu noktada rol değiştirme eşleme vb. teknikler devreye giriyor. Bence psikodrama LGBT’li bireylerin topluma kazandırılmasında bir köprü görevi görebilir. LGBT’li bir bireyle, onlara karşı bir birey dramada buluşturulabilir. Rol değiştirme tekniği kullanılarak birbirlerine ufak ufak adım atmaları sağlanabilir ya da evliliklerinde anlaşmazlık yaşayan, orta yolu bulmayan aile üyelerinde drama denenebilir. Özellikle erkekler üzerinde çok etkili olacağını düşünüyorum. Psikodrama, ilkokuldan itibaren zorunlu ders olarak, profesyonel kişilerce verilmeli ki meslekte de daha rahat uygulanabilsin… Örneğin; cinsel istismara uğramış bir çocuk drama ile içindekileri dökebilir. Yani sosyal hizmetin her alanında dramadan yararlanabiliriz”.

Psikodrama deneyiminden yararlanan bir öğrencinin görüşleri şöyle yansımaktadır:

“Psikodramayla tanıştığımda oynadığımız ısınma oyunları ve yaşantı gruplarında kendimi tanımaya ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ettim. Güçlü yanlarımı, zayıf yanlarımı ya da geçmişimde saklı tutmaya çalışarak kendime yük ettiğim birçok hatıranın beni yorduğunu fark ettim. Bu saklı tutmaya çalıştığım hatıralarla, olaylarla psikodrama sahnesinde farklı bir şekilde karşılaşabileceğimi ve barışabileceğimi gördüm. Drama sahnesinde oynamak istemeyen arkadaşlarımın yönetici tarafından cesaretlendirildiğini ve sahnede çok güzel oyunlar ortaya koyduklarını gördüm. Belki de benim gibi güçlü yanlarını bu arkadaşlarım da ilk defa fark ediyor ve yaşıyorlardı. Sokakta iletişim kurmayacağım ya da kuramayacağım insanlarla ilk defa bir grupta bir araya geldik ve birbirimize ısındıkça etkileşimimizin arttığını ve grup dinamiğiyle ortaya çok güzel işler koyabileceğimizi gördüm. Hepimiz farklı insanlardık ama hepimiz birbirimizi anlamaya çalışıyor ve empati yapıyorduk. Rol değiştirme, eşleme, heykelleştirme ve ayna tekniği vb. tekniklerle her grupta değiştiğimizi güçlendiğimizi hissediyordum. Odise Hoca’nın enerjisi ve yöneticiliği ile her drama daha farklı ve keyifli geçiyordu. Drama sahnesi bize aitti ve oyunlarımızda mümkün olduğunca Odise Hoca bize müdahale etmiyordu ve spontane gelişen olaylar esnasında aslında kendi sorunlarımızla yüzleşiyorduk. Psikodramanın hayatıma ve insan ilişkilerime sağladığı katkılar oldukça fazla, saymakla bitiremeyeceğim sanırım. Sahneye çıkıp; uygulamada yaşamadıkça benim yaşadığım hisleri başkalarına anlatmam zor olacak. Sosyal hizmet eğitimi alan diğer öğrenci arkadaşlarıma ve bu mesleği yapan sosyal çalışmacı meslektaşlarıma önerim psikodramanın gücünü kendileri için ve mesleğini icra ederken müracaatçıları için uygulayabilmeleridir”.

Son olarak da 3. sınıfta bulunan bir öğrencinin yorumlarını buraya aktarıyorum:

“Psikodramanın, sosyal hizmet eğitiminde dar bir alanda uygulanması ve görece hala tanınmıyor olmasının sosyal hizmet mesleği adına üzücü bir durum olduğunu düşünüyorum. Bazı üniversitelerde seçmeli ders olarak eğitimi verilen psikodramanın kuramsal dersler arasına alınarak sosyal hizmet bölümü öğrencilerine uygulamalı olarak verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çalıştığımız hizmet gruplarına hizmet sunarken sosyal çalışmacı olarak farklı mesleklerden, örgütlerden ve tekniklerden destek almaktayız. Psikodramanın dezavantajlı gruplarla çalışırken faydalanılacak bir teknik olduğunu düşünüyorum. Çocuk, engelli, yaşlı, kadın, mülteciler, gençler ve sosyal hizmet müdahalesine ihtiyaç duyan tüm alanlarla çalışırken psikodramadan faydalanılabilir. Sosyal hizmet eğitimi veren üniversitelerin eğitim müfredatına psikodramayı eklemeleri ve psikodramatist olan uygulayıcılarla birlikte bu eğitimlerin verilmeye başlanması gerektiğini düşünüyorum.”

 Değerlendirme ve Görüşler

Terapiler, görsel imgelemenin bütünleştirici ve iyileştirici potansiyele sahip olduğu inancı üzerine kurulmuştur ve genellikle, psikolojik içgörü ve duygusal olgunlaşmanın bir aracı olarak kullanılır. Birçok sanat terapisti yaratıcı sürecin kendisinin iyileştirici gücü olduğu görüşünde uzlaşmaktadır (Spaniol, 2001, ss. 221-23).  Psikodrama duygusal çatışmaları uzlaştırması, farkındalığı arttırması, sosyal becerileri geliştirmesi, davranışları yönetmesi, problemleri çözmesi, kaygıyı azaltması, gerçeğe yöneltmesi ve öz-saygıyı arttırması anlamında terapötiktir. Sanat terapisi kısaca gelişim, görsel sanatlar (çizim, boyama, heykel ve diğer sanat formaları) ve yaratıcı sürecin danışma ve psikoterapi modelleriyle bütünleşmesidir (American Art Therapy Associations, 2007).

İnsana yardım eden mesleklerde profesyoneller müracaatçılarının yaşadıkları zorlukları çözme konusunda onlara yardımcı olabildikleri gibi onların yaşam kalitelerini de yükseltmeye çalışmaktadırlar. Sanatın insanın gelişimi üzerindeki etkisi; hastaları o hastalıklı hayatlarından çekip bir pencere açarak nefes almalarını, kaybettikleri eğlenme kapasitelerini ve kontrol duygularını sanat ürününü yaratırken tekrardan fark etmelerini sağlamaktadır. Dışarıdan gözlemci olan kişi, hastaların uygulamalar sırasında bir yandan içlerindeki acılarıyla buluşup karmaşık duygular yaşarken bir yandan küçük çocuklar gibi eğlendiklerini çok rahat gözlemleyebilmektedir (Aydın, 2012).

Sosyal hizmet eğitimi ve uygulamasında sanatsal duyarlılık önemli bir değerlendirme ve müdahale aracıdır. Sanata duyarlı bilim adamlarının ve uygulayıcıların, müracaatçının sosyal hizmet gereksinimlerini gidermede sanatı bir iletişim ve müdahale aracı olarak kullanabilmesi beklenmektedir. Sosyal hizmet uzmanlarının hem kendileri hem de uygulamaları için ilgi duydukları bir alanda bir tedavi aracını öğrenmeleri desteklenmelidir. Gerekirse üniversitelerin eğitim programlarına dahil edilmeli ve bu konularda eğitimler, grup çalışmaları, psikodrama atölyeleri düzenlenmelidir. Bu tür uygulamalı derslerin daha alt sınıflardan itibaren lisans programlarına dahil edilmesi ve bir dönemden fazla sürdürülmesi önerilmektedir. Diğer yandan, öğrencilerin kişisel ve mesleki kazanımlarını ele alan farklı araştırmaların yapılması bu konudaki literatürü̈ zenginleştirebilir aynı zamanda lisans programlarında verilen derslerin niteliğinin artmasına katkıda bulunabilir. Psikodramanın eylem yönelimli olması, temelinde sosyal hizmet disipliniyle benzer birçok kuramı barındırıyor olması nedeniyle psikodrama grup yaşantısının farklı değişkenler üzerindeki etkisinin incelendiği araştırmaların yaygınlaştırılması sosyal hizmet alanında araştırmacılara ve uygulayıcılara önemli katkı sağlayabilir.

Kaynakça

Akın, A. (2009). Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi Odaklı Grupla Psikolojik Danışmanın Psikolojik İyi Olma ve Öz-Duyarlık Üzerindeki Etkisi (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Sakarya Üniversitesi, Sakarya.

Akın, Ü., Akın, A., & Abacı, R. (2007). Öz-duyarlık Ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 33(33).

Social Work And Moreno: A Systematıc Revıew Of Psychodrama Methods And Implicatıons By Katherıne E. Bendel, Bfa
Master Of Socıal Work Thesıs Proposal Supervising Professor: Randy Basham, Phd  THE UNIVERSITY OF TEXAS AT ARLINGTON School of Social Work
May 2017

Altınay D. (1998). Psikodrama Grup Psikoterapisi 300 Isınma Oyunu. Sistem Yayıncılık, İstanbul.

Altınay, D. (2000). Psikodrama Grup Psikoterapisi El Kitabı: Yaşama Dair Çok Şey. Sistem Yayıncılık, İstanbul.

Blatner, A. (2002). Psikodramanın Temelleri (Çev. Gülden Şen). Sistem Yayıncılık, İstanbul.

Dökmen, Ü. (1995). Sosyometri ve Psikodrama. Sistem Yayıncılık, İstanbul.

Özbek, A. ve Leutz G.(1987). Psikodrama: Grup Psikoterapisinde Sahnesel Etkileşim. Grup Psikoterapileri Derneği, Ankara.

Türköz, Y. (2009). Büyü Dükkanı: Psikodrama Öyküleri. Epsilon Yayınları , İstanbul.

Türköz, Y. (2012). Yakın İlişkilerde Bağlanma Örüntülerinin Araştırılması ve Yeniden Yapılandırılmasında Güvenli Üs Olarak Psikodrama. İstanbul Psikodrama Enstitüsü, üst aşama eğitimi tezi.